Balık Burcunda Ay Tutulması: Hayata Güvenmek
Share
Yazının podcast kaydını sayfanın altında bulabilirsiniz.
28 Ağustos saat 07:18’de gerçekleşecek Balık burcundaki Ay Tutulması, hayata ne kadar güvendiğimizin en büyük göstergelerinden biri olacak.
Teslim olmamız ya da kontrolü elimizde tutmamız gereken yerleri öğrenebildik mi?
Hayat bir yıldır bize “Yapman gerekeni yap ve gerisini akışa bırak.” cümlesinin ne demek olduğunu yaşatarak öğretmeye çalışıyor.
İrademiz dahilinde olabilecek konularla, irademiz dışında gerçekleşen meseleleri birbirinden ayırmak; tekâmül sürecimizde en büyük sıçramayı gerçekleştirmemizi sağlıyor. Bu seviyedeki bir olgunluk, artık bir seçim değil, bir zorunluluğa dönüşüyor.
Evreni anlamak ve onunla uyum içinde yaşamak için bu, olmazsa olmaz.
Balık burcunda gerçekleşen Ay Tutulması ise hayata ne kadar güvenebildiğimizi ve gelen her şeyi bir dostu ağırlar gibi karşılayıp karşılayamadığımızı gösterecek.
Akışa güvenmek, anı yaşamak, hayatla bağ kurmak, bütünün bir parçası olmak ne demek, bunu anlayacağız.
Bu Ay Tutulmasını size Çinli Çiftçi hikâyesi ile anlatmak istiyorum.
Bir zamanlar bir adamın çok güzel bir atı varmış. At o kadar güzelmiş ki kral bile onu satın almak istemiş.
Kral, adamın yanına gelmiş ve atı için büyük bir servet teklif etmiş. Fakat adam atını satmayı reddetmiş.
“Bu at benim için sadece bir hayvan değil,” demiş. “Onu satamam.”
Bir gün at ortadan kaybolmuş.
Adamın komşuları gelip ona üzülmüşler:
“Ne büyük talihsizlik! Böyle güzel bir atın vardı, şimdi onu da kaybettin.”
Adam sakin bir şekilde cevap vermiş:
“Belki.”
Komşuları şaşırmış.
“Nasıl yani? Atın kayboldu, bundan daha kötü ne olabilir?”
Adam yine aynı sakinlikle konuşmuş:
“Şu an bildiğimiz tek şey, atın kaybolmuş olduğu.”
Birkaç gün sonra at geri dönmüş.
Ama yalnız değilmiş.
Yanında, peşine takılmış bir sürü yabani at da varmış.
Komşuları bu kez büyük bir sevinçle adamın yanına koşmuş:
“Ne büyük şans! Atın geri döndü, üstelik yanında bir sürü at getirdi. Artık çok zenginsin!”
Adam yine sadece:
“Belki,” demiş.
“Şu an bildiğimiz tek şey, atın geri döndüğü ve yanında başka atlar getirdiği.”
Adamın bir oğlu varmış. Yeni gelen atlardan birine binmeye çalışırken attan düşmüş ve bacağını kırmış.
Komşuları yeniden gelmiş:
“Ne büyük talihsizlik! O kadar at geldi ama şimdi oğlunun bacağı kırıldı.”
Adam yine:
“Belki,” demiş.
“Şu an bildiğimiz tek şey, oğlumun bacağının kırılmış olduğu.”
Bir süre sonra ülke savaşa girmiş.
Kral, genç erkeklerin tamamını savaşa göndermek için asker toplamış. Adamın oğlunun da yaşı uygunmuş ama bacağı kırık olduğu için onu askere almamışlar.
Komşuları bu kez gelip şöyle demiş:
“Ne kadar şanslısın! Bizim oğullarımız savaşa gitti. Senin oğlun ise burada kaldı.”
Adam yine aynı sakinlikle cevap vermiş:
“Belki.”
“Şu an bildiğimiz tek şey, oğlumun savaşa gitmediği.”
Ve hikâye burada biter.
Çünkü hayatın hangi olayının iyi, hangisinin kötü olduğunu çoğu zaman hemen bilemeyiz.
Bugün bir kayıp gibi görünen şey, yarın başka bir kapının açılmasına neden olabilir.
Bugün büyük bir şans gibi görünen şey ise hiç beklemediğimiz bir sonuç doğurabilir.
Bu yüzden bazen en bilgece cevap şudur:
“Belki.”
Çünkü şu an bildiğimiz tek şey, şu an olan şeydir.
Hayata Güvenmek!
Artık “eleştiri takıntılarımızdan” özgürleşmeli ve hayatımızı daha büyük bir pencereden görmeliyiz.
Olumlu ya da olumsuz olarak etiketlediğimiz her şeyi, olduğu hâliyle karşılamayı ve sadece ilerlemeyi öğrenmeliyiz.
Çünkü hayat, her koşulda varması gereken yere akıyor.
Bize düşen ise her şeyi kontrol etmeye çalışmak değil; ne zaman hareket edeceğimizi, ne zaman teslim olacağımızı ve ne zaman akışa güveneceğimizi öğrenmek.
